Nisan 16th, 2013
“insanları dış görünüşleriyle yargılamaya devam edin ve ne düşündüğünü içinde neler olduğunu önemsemeyin” dedi şeytan.
toynaklarına bakıp sağ boynuzunun sivri tarafına doğru parmağını gezdirirken devam etti.
“benim gibi içini bilseydiniz, henüz doğmamış bebekte melek namzet i değil pis nefesimi arardınız”
…
“aptal olmayın. her insan iyilik ve kötülük üzerine doğar.”

Nisan 16th, 2013
hazırlaması yaklaşık 4 dakika mı alıyor.
geçici yerine aspire etmem için gereken zaman 6 saniye …
volfram alaşımlı, tanrı yapımı damarlarım onunla yanıp tutuşuyor. kolumu sıkmama gerek kalmıyor zira mavilikler o kadar belli ki, kapandan kaçmak için bacaklarını parçalayan vahşi hayvanlar gibi yerlerinden çıkmak istiyorlar…
son 2 saniye …
. .
ve damarlarımda …
nihayet kan şırınganın içine fışkırıyor. her seferinde daha da iyi olan aheste hücumu hissederek, onu vatanına gönderiyorum. orgazmik bir rahatlama, çok aşamalı cinsel bir uyanış. vucudum hücrelerine ayrılıyor. damarlarımda sütten, baldan, şaraptan ırmaklar akıyor. cennete olabildiğince yakınım, cennet şah damarlarımdan geçiyor. kafamda, istanbul kadar büyük olan tümörler küçülüp, çıplak pamuk prenses görmüş 7 cücelere dönüşüyor ve her şey daha da mantıklı gelmeye başlıyor.
kimyasal saadet sarıp sarmalıyor beni!
…
nova patlaması eşliğinde bir artist gibi hissediyorum kendimi. güneş yeniden doğuyor, ben yeniden doğuyorum, gece ile gündüz arasındaki geçiş gibi, tüy gibi hafifim. ruhumu görebiliyorum, önümde dans ediyor. o da benim gibi tatlı tatlı kaşınıyor. ruhum iguazu şelalelerinden besleniyor. iguazu şelaleleri damarlarımdan akıyor. zihnim, salisede 100 km hızla çalışıyor. istediğim an istediğim yerdeyim… kiribati’deki şekilsiz sahillerden birindeyim, dalgalar ayaklarımı yalıyor, yerli bir kadın şarkı söylüyor. huzur… mutluluk ve huzur dışındaki tüm duygularım o kadar derine gömülü ki, her biri yabancı geliyor… kalbim, katıksız ve güçlü bir neşe pompalıyor. ölebilirim. burada ölebilirim. bu şekilde ölebilirim. yerli kadının duaya başlamasıyla ölebilirim.
….
andorra la vella’dayım… hayır, burada olmak istemiyorum. üşüyorum… gözümün alabildiğince gümüşi renkli bulutlar… bakır bir top gibi, son demlerinde ve hala cesur bir asker edasıyla griyi yakmaya çabalayan, onunla savaşan güneş dışında, her şey grinin tonları… şimşek, avına atlayan yılan gibi güneşe karşılık veriyor. gök gürleyerek güneşe kahkahayla karışık küfrediyor. bass o kadar kuvvetli ki kulak zarımı yırtıyor.
zaman tek kollu koala gibi yavaşladı.
üşüyorum.
düşüyorum.
irtifa kaybediyorum
tribe gireceğim
ve biliyorum
yerli kadın dahil
herkese,
her şeye küfredeceğim …

Ağustos 7th, 2012
Ağustos 7th, 2012
ilişkinin sürecini hatunun iç çamaşırının esnekliğinden anlayabilirsiniz …
Ağustos 6th, 2012
kelebek gibiydim
sonsuzluğa umutlanmış…
Ağustos 6th, 2012
şeytan çapkındır
kimseyi dürtmez
usulca yaklaşıp kulağına fısıldar ve güler
- sonra?
belki güldürür …
Ağustos 6th, 2012
ses…makina sesi,anne sesi,komşu sesi, pabuç sesi…ne acı ki en büyüleyicisi , sonradan kendine dahil etmeye çalıştığın insanın sesi,hele ki sana dönük diilse … bilirsin ki onun kelimeleri ve sesi büyüsünü başka kimselerin ayacıklarına veriyor…sesin ayacıklarla yakın bi bağı var…yürütür,durdurur,koşturur, geri döndürür…kelimeler rengini alır, soluğunu keser…başkaları yürür,sen geri dönersin.başkaları koşar sen beklersin…seslerden vazgeçmeli,sesli sözler adamamalı ve sesli müzikler…
sesin senin olsun…
Z.K.
Ağustos 6th, 2012
ve usulca fısıldadı şeytan;
“koy götüne” …
Ağustos 2nd, 2012
Can Gox - Haydar Haydar
Ağustos 2nd, 2012
ben küçükken avuç içiyle su içmeyi marifet sanırdım …

